Kullanıcı girişi

Son yorumlar

Son Konular

- Selimiye Camii'nin Esrarı
- TARSUS:Elektrikle Aydınlanan İlk Şehir
- Tarihte İlk Eczane Müslümanlarca Kurulmuştu
- Fransa'da Endülüs Tarafından Fethedilecekti
- Alay Beyi Nedir ve Kimlere Denir?
- Sıfır rakamını kim buldu?
- Hücre ve Doku Tutkalı
- Muhteşem Süleyman
- Fen ve Teknoloji Dünyasından "Hızlı Trenlerdeki Yeni Gelişmeler"
- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın İdamı (25 Aralık 1683)
- 21.yüzyılın teknolojisi:Biyoteknoloji
- Kırım'ın Elden Çıkması
- Bosna'nın Bağımsızlığını Kazanması (Mart 1992)
- Mikro alemde yolculuk: Nanoteknoloji
- Necatigil’in kendi sesinden şiirler
- Bilim adamları, dişeti hücrelerinden diş üretti
- Avrupa'da istihdam sorununa çare aranıyor
- BDDK'dan Basel III için bir adım daha
- ÖSYM'NİN YAPTIĞI AÇIKLAMA
- 2100 tarihinde neler olacak işte tahminler
- Rahiplerin müslüman avı
- ABD TAM 70 MİLYON KIZILDERİLİYİ KATLETTİ
- “NUSRET“ LE GELEN NUSRET
- 18 MART ZAFERİNİN BİLİNMEYEN YANLARI
- İSİM İLE MÜSEMMÂ BİR MUALLİM:MUALLİMNÂCİ
- HAMDULLAH SUPHİ ANLATIYOR
- Tanzimat Fermanı ve Bazı Gerçekler
- Tanzimat Fermanı ve Bazı Gerçekler
- ULEMA+ORDU+PÂDİŞAH=OSMANLI DEVLETİ
- GENTİLE BELLİNİ KİMDİR?
- BENZET; AMA ASLÂ BENZEME
- MUŞTAK BABA VE ANKARA'NIN BAŞŞEHİR OLUŞU
- BÜTÜN İLİMLER KUR'AN'DA MEVCUTTUR
- Geometri biliminin tarihi gelişim süreci
- Bilim Tarihi
- MALZEMEDEN ÇALANIN CEZASI
- ÇAKA BEY
- MEŞHUR CERRAHLARDAN ZEHRÂVÎ
- MİSAK-I MİLLÎ HUDUTLARI
- Osmanlı Alimlerinden Molla Hüsrev

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 0 guests çevrimiçi.

MATEMATİK KELİMESİ NEREDEN ÇIKTI?

Bir rivâyete göre, bundan çok uzun yıllar önce Doğu'nun ünlü sayı bilimcileri Olimpus Dağı'na Batı'nın bilginleri ile yarışmaya gitmişler. Yapılan bütün yarışmalar sonunda iki taraf da birbirlerine üstünlük sağlayamamış ve neticeyi belirlemek için satranç oynamaya karar vermişler. Satrançta kaybeden Doğu takımı üzgün bir halde dağdan aşağıya inerken, dağın eteğinde merakla bekleyen taraftarları:

- Ne yaptınız? diye bağırmışlar. Yenildik demeyi gururlarına yediremeyen bilginler bu soruya:

- Matedemedik! diye cevap vermişler.

Bunu, "ma-te-ma-tik" şeklinde duyan halk ise, o günden beridir, sayılarla uğraşan bilginlerin matematik yaptığına inanır olmuşlar.

KİTAP VE İLİM ADAMLARINI YOK ETME MERÂKI

Milat'tan önce 259-210 yılları arasında Çin imparatorluğu yapmış olan Shi Huang Ti'nin, tam bir megaloman olduğunu... Mâziye ait bilgi ve belgeleri yok ederse, târihi kendisiyle başlatabileceği zehâbına kapıldığını... Onun için, birer cilt ayırdıktan sonra bütün kitapları yaktırdığını...

Bıraktığı her eseri de, ölümünden sonra yakılması şartıyla, kendi kütüphânesinde kilit altına aldığını... Öldükten sonra ise, kraldan fazla kralcılar tarafından, o eserlerin de yakıldığını!..

Yine imparator Ti'nin, Milat'tan önce 212 yılında Konfüçyus'un izini tâkip eden 460 bilim adamını diri-diri toprağa gömdürdüğünü!..

BİR ÇEYREK AYDIN HASTALIĞI; OSMANLI'YI RED VE İNKÂR!

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz anlatıyor:
"Ankara'da milletlerarası katılımlı, bizdeki yüksek mahkeme başkan ve üyelerinden bazılarının da hazır bulundukları bir ilmî toplantıda, Osmanlı Devleti'nde İdâri yargı (mahkeme)nin olmadığından, idarenin keyfîliğinden, kanun ve kuralsızlıktan dem vuruluyor, üfürülüp savruluyordu.

Konuşmacı, sözlerini bitirince, ben söz isteyip Osmanlı arşivlerinden tek tek belgeler göstererek konuşmacının ne kadar büyük bir yanılgı içerisinde olduğunu ilmî olarak isbat ettim.

Tabii ki belgeler konuşunca çeneler kapanıyor ve gerçekler ortaya çıkıyordu. Salonda çıt yoktu. Bu sessizliği Amerika Birleşik Devletlerinden gelen hukukçu bir bilim adamı olan L. Strouss söz isteyerek bozdu ve dedi ki:

'Ben, önce bu genç bilim adamına teşekkür etmek

Bir Osmanlı Dâhisi ve Mucidi: Takiyüddin-i Rasıd

İlkokullarımızda Osmanlı tarihine dair en çok vurgulanan menfi konuların başında belki de Osmanlıların bilim ve teknoloji konularında ne kadar geri kaldığıdır. Bunun için de dönüp dolaşılıp “matbaanın ne kadar geç girdiği” hikâyesi araya sıkıştırılır.

Matbaanın geç gelip gelmediği konusu, ayrı bir tartışmanın konusu olarak bir kenarda dursun şimdilik. Ancak matbaanın beklenilen (?) tarihten çok sonra gelmiş olması Osmanlıların bilim ve teknolojide ne kadar geri kaldıklarının en çok göze çarpan göstergesidir. Daha doğru ifadeyle matbaa konusu bilim ve teknolojinin Osmanlıda öyle pek olmadığının en başta gelen delili olarak gösterilegelir.

Bursa, Semerkant, İstanbul, Kâdîzâde Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Yakubov

Osmanlı Beyliği’nin ilk başşehri olan Bursa devletin ilim ve kültür politikasındaki isabetli çalışmalarıyla kısa zaman içinde bir medeniyet merkezi haline gelmiş ve İstanbul’un fethine kadar İslam dünyasının en uç şehri olarak, bu özelliğini devam ettirmiştir. Başlığımızda belki ilk bakışta birbiriyle ilgisi anlaşılamayan şehirler ve şahıslar arasında esasında çok mühim bağlar bulunmaktadır. Söz konusu şehir ve şahıslara değinmeden önce konu ile alakalı bir romandan bahsetmek istiyorum.

İlk Bilim Adamı İbnü'l-Heysem

Merkezi İngiltere’de bulunan “Bilim, Teknoloji ve Medeniyet Vakfı” ile “1001 İcat Grubu”, 2011 yılını İbnü’l-Heysem yılı olarak ilan etti.

İbnü’l-Heysem (ö. 1039-40), tarihi kayıtlara göre 1011 yılında Kahire’de ev hapsine mahkûm edildi. Bu zorunlu ikamet, onun en mühim ve benzersiz ilmî çalışmalarını yapmasına fırsat vermiştir. Öyle ki bu çalışmalar, bilim tarihinde en önemli dönüm noktası olarak kabul edilir.

Bilim tarihi çalışmalarının kurucusu ve 20. yüzyılın önde gelen bilim tarihçilerinden George Sarton, Bilim Tarihi adlı eserinde Heysem için şunları yazar: “…İbnü’l-Heysem, tüm zamanların en büyük Müslüman fizikçisi ve optik dehasıydı. İster İngiliz ister İranlı olsun, bilim insanlarının hepsi bu çeşmeden kana kana içmiştir. Bacon’dan Kepler’e kadar tüm Avrupa düşünce dünyasında muazzam bir etki bırakmıştır…”.

1000 Yıllık Kayıp Mirasımızı Keşfetmek: 1001 İcat

İspanya’dan Japonya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafya içerisinde yer alan İslam dünyasının bin beş yüz yıllık medeniyet tarihinin yeterince tanınmıyor olması, son derece esef vericidir. Daha da esef verici olanı ise, bu parlak medeniyete ait icat ve katkıların neler olduğu gerçeklerini, bu medeniyetin dışında olan ilim insanları tarafından ifade edilmesidir. Pek çoğu iyi niyetle yazılmış olan ve medeniyetimize ait ilmî faaliyetleri ifade eden bu eserlerde hatalar ve eksiklikler bulunmaktadır. Ancak son on yıl içinde bu konuda, özellikle İslam dünyasında birçok önemli çalışmanın olduğunu görmek sevindiricidir. Bu çalışmalar arasında hiç şüphesiz öncü rolü oynayanlardan biri 1001 Inventions: Muslim Heritage in our World isimli, bu yazımıza konu olan eserdir.

Paşalar ve Bilim

Bugünkü “General” unvanı Osmanlı Devleti’nde “Paşa” unvanı ile ifade edilmekteydi. Sultan I. Murad (1362-1389) döneminden itibaren Osmanlıların en yüksek askerî ve mülkî unvanı olan paşalık kurumunda çok sayıda kıymetli devlet adamı görev yapmıştır. Sadece II. Meşrutiyetin hemen akabinde 600 kadar paşanın varlığından söz edilmektedir. Cumhuriyet döneminde sadece askerler için kullanılan paşa unvanı, 26 Teşrinisani 1934 tarih ve 2590 sayılı kanunla resmen kaldırılarak yerine halen kullanılmakta olan Batı menşeli general ikame edilmiştir. Bugün hala bazı ülkelerde paşa terimi hala kullanılmaktadır.

Aziz Mahmud Hüdayî ve Kayserili Halil Paşa

Tasavvuf ehli-devlet adamı münasebetlerine bir örnek

Sekiz padişah dönemini idrak eden Aziz Mahmud Hüdayî hazretleri, kendisine intisab eden Kayserili Ahmed Paşa'ya, devlet hizmetinde daima rehber oldu, kıymetli nasihatlarda bulun­du. Halil Paşa, sadrıâzamlık görevinden emekliye ayrılınca, şeyhinin dergâhına yerleşecek, ölünce o civarda yaptırdığı türbeye defnolunacaktır.

Günümüzde "tasavvuf ehli" de­nildiği zaman, genellikle dünya ile ilişkisini kesmiş kişiler hatı­ra gelmektedir. Acaba gerçek böyle midir? Tasavvuf adamlarının dünya görüşleri, siyasî ve idarî konular­da düşünceleri yok muydu? Bir köşeye çekilip sadece zikirle ve ibâdetle mi meşgul oluyorlardı?

Bu soruların cevabını, bir devre damgasını vurmuş büyük tasavvuf âli­mi Aziz Mahmud Hüdayî ile devrinde veziriâzamlığa kadar yükselmiş Kayse­rili Halil Paşa arasındaki münasebet­lerde arayacağız. Ancak, öncelikle ta­savvuf tarihi hakkında kısa bir bilgi vermek faydalı olacaktır.

Huzurun mimarları

İbni Sina kimdir hayatı

Miladi 980 yılında doğan ibni sina, 1037 yılında 57 yaşında iken öldü.

Ünlü Türk filozofu İbni Sina (Ebu ali el-Hüseyin bin Abdullah İbn-i Sina) Farabi’nin ölümünden otuz yıl sonra , Ağustos 980 tarihinde bugünkü Özbekistan sınırları içerisindeki Buhara şehrinin Afşane köyünde dünyaya gelmiştir ve bütün Ortaçağ Avrupa’sında felsefenin temel taşlarından birisi olarak kabul edilip “Avicenna” ismi ile ün kazanmıştır.

Çocukluk ve Gençlik Yılları

On yaşındayken o devrin klasik eğitimini bitirip (Kur’an ve edebiyat) , geometri , fıkıh (İslam hukuku) , Grek felsefesi ve mantık öğrenir. Hocalarını geride bıraktığından kendi başına teoloji , fizik , matematik ve özellikle tıp çalışır.